Unknown Person

"Arayış.Buluş.Kaybediş." Sonsuza dek..

Kabul görmek ve Toplumsal özeleştiri

leave a comment »

Farklı kültürlerde farklı derecelerde önemler verilse de sosyoloji bilimi açısında mühim olan bir başlık, insanın “kabul görme” diğer bir değişle “kabul edilme” isteği.  Hele ki Türk toplumunu göz önüne aldığımız zaman hayatımızın tam ortasında yer alıyor neredeyse bu konu. Aile içerisinde başlıyor genelde bireyin bu çabası, annesine babasına kendini kanıtlama çabası, onların gözünde yanlış olan şeyleri yaparken bu durumu onlardan saklama çabası, durum aile içerisinde kabul edilebilir olsa bile mahalle ahalisinden gelecek tepkiler yüzünden etraftan saklama çabası… saymakla bitmez bunlar, gerçekten büyük bir çaba harcıyoruz bu konuyla ilgili. Hepimiz en az bir kere duymuşuzdur şu sözleri:

“Bir duyulursa, mahvoluruz”

“Aman baban duymasın”

ve en popüler olanı :

“El-Alem ne der sonra? “ bu cümle aslında kabul edilmeme-dışlanma korkumuzun ne kadar büyük olduğunu gösteriyor, cümlede Alem değil El-Alem kullanıyor olmamız, artık tanımadığımız insanların bile düşüncelerinin bizim için ne kadar önemli olduğunu anlatıyor bir yerde.

Aile, mahalle konularınından sonra bir de gittiğimiz yerlerde de çıkıyor bu sınav karşımıza, okulda, işte, yeni girdiğimiz her türlü ortamda. Bu konuyla ilgili biraz literatür araştırdığımda şununla karşılaştım, insan yetiştirme konusunda bizden ileride olan toplumlarda bu korku gideren azalıyor hatta yok oluyor. “İnsan yetiştirme”yi aslında şöyle algılamamız daha doğru olur bence, insanın birey olabilemesini sağlamak, bireyin de kendi içerisinde olgunlaşabilmesini..

Etrafınızda kabul gören, sevilen insanlara bir göz gezdirdiğiniz zaman fark edeceksiniz ki, bu insanlar kabul görme kaygısı gütmeden, bunu sorgulamadan yaşayan insanlar. Çünkü yetişme çağında birey olabilmeyi başarmış, kendini olduğu gibi kabul edebilmiş. Ancak hepsi için olgunlaşmış demek doğru olmuyor. Olgunlaşmayı başka bir süreç olarak ele almak gerekebilir fakat konumuz bu değil şu an.

Aslında özetle sıkıntımız, aile-toplum baskısı altında yetişen türk insanının bu süreçte kendini kabul etmeyi unutup, kendini kabul ettirme çabasına girmesinden kaynaklanıyor. Kabul edilmeyi- kabul edilme çabasını kötü bir şey olarak yorumlamıyorum, çünkü topluluk içerisindeki her birey için psikolojik bir ihtiyaçtır bu, ancak varlık olarak, karakterini ve niteliklerini kabul ettikten sonra bu kabul edilme kendiliğinden yaşanacaktır diye düşünüyorum.

Bir çok örnek vermek, yazıyı bir on paragraf kadar daha uzatmak mümkün ancak laf kalabalığı yapmaya gerek yok. Söylemek istediklerim özetle bunlar.

Rahat olun ve gülümseyin=)

Written by leventgul

06 Eylül 2014 at 17:35

Genel kategorisinde yayınlandı

Insan hep unutur..

leave a comment »

Ve insan varligin yaratana dair oldugunu unuttu, bu yuzdendir uzuntusu, umutsuzlugu, kula el acmasi, dilenisi, haykirisi.

Ve insan varligin kendine dair oldugunu unuttu, bu yuzdendir kendine aci cektirisi, depresyonu, daralmasi, bunalmasi, yok edisi benligini.

Ve insan aslinda varligin bir parcasi oldugunu unuttu, bu yuzdendir bencilligi, paragoz olusu, cikarciligi, faydaciligi, entrika tutkusu.

Ve insan insanligini unuttu, insan hep unutur, unutmak lutuftur aslinda yaratandan insana ancak maziyi unutmali, aciyi unutmali. Unutmak olmaz bazi seyleri, bu da ufak bir hatirlatmadir unutursam bana..

Written by leventgul

20 Ağustos 2014 at 18:37

Genel kategorisinde yayınlandı

Bir yaz hipotezi

leave a comment »

Bir kumsal canlanıyor hayalimde, irili-ufaklı taşlar var kenarında. Belki ykumsal-sahil-kiyiüzlerce yıldır orada
duruyorlar ve dalgalar gelip geçiyor üzerlerinden, yavaş yavaş aşınıyor yüzeyleri, küçülüyor, ufalıyor, yabancılaşıyorlar kenarlarına. Zımparalanıyorlar adeta ve öyle pürüzsüz bir yüzeye sahip oluyorlar ki yılların sonunda, eski kaba görünüşünü hayal etmek güçleşiyor. Eğer süreç bu şekilde git-geller ile devam ederse, dünyanın en güzel sahiilerine dönüşüyor o kaba , üzerine bastığınızda can yakan, taşlar.

Bazen olağan gidişat bazı yabancı etkenler tarafından değiştirilip – geciktirilebiliyor; mesela sahil kenarında oturan kafası bulanık bir genç, eline geçen her taşı bir bir denize fırlatıyor ve belki de o parçacığın ömürünü- varış noktasını bir kaç on yıl geciktirmiş oluyor. Çünkü denizin dibini boylayan taş, törpülenme sürecinden uzaklaşıyor ta ki akıntı onu tekrar sahile sürükleyene kadar.

Süreç her türlü yolunu buluyor; o kaba, pürüzlü, keskin kenarlı taşları bir şekilde güneşin altında parıldayan kum tanelerine dönüştürüyor. Acımasız deniz hayatın ta kendisi olarak zımparalıyor tanecikleri. Eğer ki kum tanesiyse bir taşın aşkı, zamanında ya da biraz geç ulaşıyor amacına.

Written by leventgul

27 Temmuz 2014 at 12:51

Genel kategorisinde yayınlandı

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 1.487 takipçiye katılın